“Anaokulu” ile ilgili bir çok konuyu web sitemizde bulabilirsiniz.
Anaokulun; okul öncesi öğrenci adayları ve velileri için anaokulu, kreş ve yuvalar hakkında bilgiler, yapılması-yapılmaması gerekenler, çocuk psikolojisi ve gelişimi gibi alanlarda bilgi veren okul öncesi bilgilendirme makaleleri yayımlar.
20 Eyl, 2011 Yorum yapılmamış
“Anaokulu” ile ilgili bir çok konuyu web sitemizde bulabilirsiniz.
5 Eki, 2011 3 Yorum
Anne olmak şüphe yok ki mükemmel bir duygu… Fakat aynı zamanda yepyeni sorumlulukların üstlenileceği, aşılması gereken birtakım zorlukların olduğu yeni bir sürecin de başlangıcı. Şartlar ne olursa olsun her anne bu duygunun yoğunluğundan ve yaşadığı mutluluktan memnundur. Günümüzdeki anne modeli bu duygunun güzelliğinin yanında birçok rolü ve sorumluluğu da içinde barındırmaktadır. Birçok kadın hem mutlu bir eş olmaya çalışırken hem de iyi bir anne olma çabası içerisindedir. Buna ek olarak başarılı bir kadın olma gayretini de eklersek anne olmak çok daha fazla fedakârlık gerektirmektedir. Aile ve iş hayatının dengesi içerisinde anneliğin tüm hisselliğini yaşamaya ve yaşatmaya çalışır birçok kadın.
Bu tempo içerisinde yorgun ve bitkin düşen anne sayısı da az değildir. Yoğunluğun ve yorgunluğun nedenlerini çalışan bir anneyi gözlemleyerek de kolayca bulabiliriz:
Sabah uyanan anne gözlerini açtığı andan itibaren küçük bebeğine koşar, ona şefkatle sarılır ve sağlıkla büyüyüp gelişebilmesi için mamasını hazırlar. Eşinin soru ve ihtiyaçlarına karşılık verir, kahvaltıyı hazırlayıp evi toparlar ve sonra bebeğinin ağlaması eşliğinde evine veda eder… Çoğu zaman aklı evde kalsa da, anne bu duygusuna yenilmeden yine de bir gülümseme ile işine gider. Toplantılara katılır, arkadaşları ve müşteri ile iyi ilişkiler kurmaya çalışır, gün içinde bakıcı veya anaokulunu arayarak çocuğu hakkında bilgi alır, akşam yapılacakların ve eksiklerin planını yapar… İş bitiminde yorgunluğunu atacağı bir dinlenmeye ihtiyaç duysa da çocuğunun ağlayışı, sorumluluklarının henüz bitmediğini hatırlatır ona. Yemek hazırlığı, bulaşık, günün sohbetleri, çocukla geçirilen vakitler, dersler, eşe ayrılan kısa zaman dilimleri, evin toparlanması, ertesi günün planları derken uyku saati gelir. Günün yorgunluğunu henüz üzerinden atamamış olsa da, gününün iyi bittiği hissiyatını taşıyarak huzur içinde ve mevcut durumun şartlarını kabullenerek gözlerini kapar. İşte bugünün anneleri ve kısıtlı zamana sığdırmaya çalıştıkları fiziksel ve ruhsal yorgunlukları, memnuniyetleri…
Önceden annelerin büyük bir kısmı iş hayatına katılmıyordu. Evde bulunması; eşine ve evine daha fazla vakit ayırması anlamına geliyordu. Eşini güler yüzle yolcu eder, evdeki işlerini tamamlar, çocuklarıyla birebir ilgilenir ve yeterli sevgiyi göstermeye çalışırdı. Çocuklarının eğitimiyle daha yakından ilgilenebilir okul toplantıları ile öğretmen anne ilişkisini takip edebilir ve öncesinde alınacak önlemleri alabilirdi. Komşu ve arkadaşlarıyla geçirebilecek daha fazla vakti olur, çarşı alışverişleriyle kendine zaman ayırabilirdi. Yazının devamı…
4 Eki, 2011 1 yorun yapılmış
Boşanma Süreci
Evliliğin zamanla eski gidişatından sapması ve bitişe doğru yol alınması çoğu zaman kişilerde hüzünle karışık bir sorumluluk duygusu oluşturur. Gerçekten evlilikte sona yaklaşılmış mıdır? Ya da hala yapılacak bir şeyler yok mudur? Bu süreçte kararsızlık girdabı ile beraber; hüzün, öfke, pişmanlık, umut ve sevgi iç içe geçmiş durumdadır. Çiftler, karmaşık bir duygu yoğunluğu içerisinde en doğru kararı vermeye çalışırlar.
Özellikle bu dönemde bireylerde depresyon vakaları fazlaca görünen bir sonuçtur. Sıkıntı ve problemlerle beraber, öncesinde de belirti gösteren depresyon hali boşanma kararı ile birlikte hızla belirginliğini hissettirmeye başlar. Karar aşamasında ve sonrasında da eşlerin bu süreci hızla atlatabilmeleri ve en az hasarla yol alabilmeleri için psikolojik bir destek almaları doğru ve sağlıklı bir sonuç için önemlidir. Hem geçmişi hem de geleceği harmanlama fırsatı bulan çiftler böylelikle terapi sürecini başarıyla tamamlar ve yeni yaşamları adına sağlam kararlar alabilirler.
Uzmanların önerisi boşanma kararı aşamasıyla beraber, eşlerin bu dönemi psikolojik destekle atlatmalarıdır. Kısa vadede olsa dahi bu dönemi boşanma öncesi, boşanma sırası ve boşanma sonrası olarak ayrı ayrı değerlendirmek çok daha doğru olacaktır.
Boşanma Öncesi
Eşlerin birbirleriyle uyumlarının eskisi gibi olmadığının, bazı şeylerin değiştiğinin ve artık anlaşamadıklarının düşünüldüğü dönemdir. Ev içerisinde zamanla artan uyumsuzluk tartışmalara dönüşmekte, paylaşımlar hissedilir düzeyde azalmaktadır. Hiç beklenmedik bir anda meseleler büyüyebilir ve eşler birbirlerini anlamamakta diretebilirler. Eşlerin biri veyahut her ikisi de artık birlikteliğin sonlandırılması gerektiğini düşünmeye başlamıştır. Hem kendi gelecekleri hem de çocukları adına ciddi düzeyde kaygıların hissedilmeye başlandığı dönemdir.
Bu dönemde net bir şekilde boşanmaya karar verilse dahi tarafların ilişkileri makul düzeyde tutmaya çalışmaları gerekmektedir. En azından karşılıklı konuşabilecek ve kararlar alabilecek halde olmalılar. Aksi durumda hem almış oldukları kararları uygulayamamakta hem de sürecin uzamasına sebep olmaktadırlar. Bunun neticesi de tarafların ve çocukların daha fazla zarar görmesidir. Yazının devamı…
4 Eki, 2011 Yorum yapılmamış
Çocuk yuvaları son zamanda ülkemizin her yerinde var olmaya başladı. Bunun en açık sebebi, kadının iş hayatındaki rolünün artması ve kadınların iş hayatına daha fazla katılması. Çocuk yuvaları anneler için özellikle bir alternatif haline geldi zamanımızda, çocuk yuvalarına giden çocukların daha çok şey öğrendiği, bilgi ve becerilerini daha çabuk geliştirdiği su götürmez bir gerçektir. Ancak çocuk yuvalarında yetişen çocukların gerekli anne şefkatini alamadıkları ve aile kavramına uzak kaldıkları bunun sonucunda da duyarsız bireylerin ortaya çıktığı da bir gerçektir.
Olumlu sosyalojik etkileri ; Çocuğun daha çabuk sosyalleşmesini ve farklı ortamlara çabuk uyum sağlamasını sağlar. Bu yönüyle çocuk kreşleri , çocuğun kendine olan özgüvenini ortırıcı, kendini ifade edebilme kabiliyetini geliştirir. Çocuğun yeni arkadaşlarla tanıştığı bir ortam olması kreşlerin, çocukların ikinci dünyasında farklılıkları daha çabuk kabullenmesini sağlıyacaktır. Bu da çocuğu yeniliklere açık, farklı düşüncelere, farklı tiplere , farklı davranışlara ve farklı hayatlara alışmasını sağlayacaktır.
Kreşlerin sağladığı imkanlar ve çocuklara vermek istedileri görüşler çok önemlidir. Örneğin topluma ait bir kreşin çocuklara vereceği ile özel kreşlerin çocuğa verecekleri farklıdır. Bu açıdan kreşlerin hangi fikre sahip oldukları önemlidir. Buna özellikle dikkat edilmelidir. Çünkü bu çocuğun gelişimi üzerinde birinci dereceden etkili olacaktır. Kreşlerde belli bir sistem olduğu için burada eğitim gören çocuklar daha derli toplu ve hayata hazırklı olarak daha dikkatli yetişirler.
Bunun yanında kreşlerin olumsuz sosyolojik ve psikolojik etkileri olduğu söylenebilir. Buna paralel olarak aile kavramından uzak kalan çocuklar daha paratmatik ve materyalist düşünmeye başlar. Bunun yanında ben merkezli bir yaklaşım sergiler. Buda çocuğun zamanla aile kavramı ve ebebeyinlerin vereceği pedagojik eğitimden uzak yaşamaya başlar ve aile kavramının farkına varamaz duruma gelir. Eğer ebebeyinlerin çocuk üzerindeki etkisi peterşahi yani aile baskısı varsa yani çocuk otograd bir ortamda yetişiyorsa tabi zamanla çocuk ailelerinden sıklmaya başlıyacak ve kreşlerdeki eğitim çocuk üzerinde etkili olacaktır. Ve buda çocukların ailelerinden uzakşamaya, aileyi küçümseme daha doğrusu ailesini kendi kafasında tartışmaya başlar. Buda çocuğun psikolojik ve sosyolojik yapısı üzerinde olumsuz etkileri olur.
3 Eki, 2011 Yorum yapılmamış
“Depresyon” kelimesi hayatımıza öylesine yerleşti ki, “çağın hastalığı” olarak nitelendirmek gayet yerinde olacaktır. Peki depresyon tam olarak nedir? Kişi depresyonda olduğunu nasıl fark eder? Depresyon ne gibi belirtiler verir ve nasıl tedavi edilir? Gelin tüm bu soruların cevaplarını birlikte öğrenelim…
Depresyon en kısa tabiriyle; ruhsal çöküntü halidir. Duygusal, zihinsel ve bedensel birtakım belirtilerle kendini gösterir. Depresyonun pek çok nedeni olabilir. Mevsim değişiklikleri, işten ayrılmak, okul ya da iş ortamındaki huzursuzluk, bir yakınının vefatı, terk edilmek, maddi sorunlar, işlerin olumsuz gidişatı, farklı bir hastalığın varlığı, aşk acısı çekmek gibi olumsuz olaylar depresyonu tetiklemektedir. Tüm bunların yanı sıra strese bağlı daha birçok olay, depresyonun oluşumunu hızlandırmaktadır. Kadınlar yapı olarak depresyona daha eğilimlidirler. Kadınlarda depresyon görülme sıklığı erkeklere oranla 2 kat daha fazladır.
Depresyon yaşayan bir kişinin mutlak suretle biz uzman desteğine ihtiyacı vardır. Bu destek bir psikiyatrist veya psikologdan alınabilir. Depresyonun temelinde yatan şey her ne olursa olsun bundan kurtulmak ancak ve ancak tedavi ile mümkündür. Bu amaçla hastaya ilaç ve psikoterapi tedavileri uygulanır. Bu iki tedavi ayrı ayrı uygulanabildiği gibi birlikte de uygulanabilir. İlaç tedavisine ilaveten uygulanan psikoterapi, tedaviyi daha etkili kılmaktadır. Psikoterapide amaç; kişinin olumsuz düşünce ve davranış biçimlerini değiştirmek, tedaviyi hızlandırmaktır. Yazının devamı…
Telif hakkı © Anaokulun ile Okul Öncesi Eğitim | anaokulu | anaokulu | anaokulu